jump to navigation

Bi yaş dönümü, bir sorgulama, annelik #anneolmak #kadınolmak #kişiselgelişim #benkimim #mentorluk 11 May 2017

Posted by evaciton in Uncategorized.
Tags: , , , , , , ,
trackback

Uzun bir yazı, şimdiden uyarayım….

Bir ay kadar oldu olmadı, bir mentorluk eğitiminde bulundum. Eğitmen arkadaşın bahsettiği ve benim için en vurucu noktalardan biri olarak 43-45 yaşın bir dönüm noktası olduğunu ve aslında bu dönemde mentorluk alabilmenin önemini anlattı.

Hem sağlık olarak hem de zihnen hakikaten bir süredir böyle bir dönümde olduğumu hissediyorum bir süredir.

İnsanın hayatında dönüm noktaları ve dönüşüm evreleri vardır.

Zamanında iş hayatında bulunmuş biri olarak garip hislerim var. Bir yandan hep üretmeyi seven bir insan oldum, blog tutmak benim için bir üretim sahası oldu. Yazabileceğim, fikrimi, deneyimlerimi, duygularımı paylaşabileceğim bir günce ve aynı zamanda ilerisi için bir hatıra defteri …

Üretim derken; çocuk yetiştirmek; başlı başına zor bir zanaat. Bunu “arkadaş, annelik zor” demek için yazmıyorum. Tersine keşke her aile genç yaşında, enerjik ve sabırlıyken çocuk sahibi olsa. Teknoloji artık geç yaşta da çocuk sahibi olmaya elveriyor tamam ama çocuğu doğurmakla iş bitmiyor. Bebekken emzirme, uykusuzluk vs, ama bebek o dönemde o kadar yormuyormuş aslında, yaş ilerledikçe bebek, çocuk oluyor, canlanıyor ve dinamik bir bireye dönüşüyor.

Son dönemlerde bazı konularda tükenmeye başladığımı hissettiğim için yazıyorum; zira benim bedenimden çıkmış bu minicik vatandaşları, ileride ayaklarının üzerinde duran, beynen, fiziken ve ruhen sağlıklı bireyler olarak yetiştirme çabası zormuş arkadaş.

Bizlere annelik deneyimi ya da bebek bakma konulu el kitabı da verilmediğine göre….biraz içgüdülerimizde hareket ediyoruz, bolca okuyoruz, bolca dinliyoruz, bolca gereksiz bilgi de veriliyor biz istemeksizin, kısaca bolca beynimizi bulandırıyoruz.

Geçenlerde sevdiğim bir arkadaş farkında olmadığım bir bilgiyi aktardı; biz aslında annelerimizin yetiştirme kültürünü DNA’mızda taşıyoruz. Bir başkasına aktardım bu bilgiyi, psikolojide gizli bilgi dedikleri şeymiş bu, söyleyenin yalancısıyım billa. Yani annen sana nasıl davrandıysa sen de çocuğuna öyle davranıyormuşsun, elinde değilmiş. Beynim açıldı arkadaş, aydınlanma yaşadım. Kendime biçtiğim bir rolü yaşıyorum aslında. “Çocuğunun akademik olarak iyi olmasını hissediyorsan başında duracaksın” deneyimi var bende. Kurallar var bu evde, kuralları takip eden otorite anne ve anne artık imdat diyor, bu anlamda otoriteyi biraz baba paylaşsın istiyor. Her ne kadar sözde düzen babanın aile reisliği üzerine kurulsa da…. diyor burayı derine inmeden kapatıyorum.

Hâlbuki çocuk sorumluluğu kendi alsın, kendi düşünmeyi akıl etsin diye düşünüyorum bir yandan, ama ebeveynimden bana geçmiş, bilinçaltım beni rahat bırakmıyor arkadaş. “Efendim biz 8- 9 yaşında kendimiz mi yapıyorduk her işimizi?” diyen dış seslerim oldukça bol, benim onlara cevabım; “Arkadaş bizim ebeveynler ile yaş farkımız 20- 25 yaş idi, şimdi o yaş farkı arttı” diyorum, ama kime diyorum aloooo?

Hırslı bir anne miyim? Temel bazı şeyler olmalı yerli yerinde olması kaydıyla, bana göre hayır. . Çocuğum sorumluluğunu yerine getirmediğinde ben de geriliyorum ve onunla mücadele ediyorum sonra da bunu yaptığım için üzülüyorum. Üzülmeye değer mi? Bilmiyorum ….o da kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenecek elbet. O değil de esas ben kendimi nasıl sıfırlayabilirim derdindeyim bazen. Ama derdim fabrika ayarlarıma geri dönebilmek değil, tersine o ayarlardan kurtulabilmek aslında….sözde moderniz, yine de geleneksel rollere kaptırmışız kendimizi, erkek dışarıda çalışır, anne evde her haltı koordine eder. Kadın çalışınca modernleşiyor sözde, çünkü ekonomik özgürlük elde ediyor. Ediyoruz da ben bu yaştan sonra kurumsal hayata geri dönsem, dönebilir miyim hakket? Orada da başka kurallar başka sınırlar bizi çevrelemiyor mu? Neden insanlar kendi işlerinin sahibi olup “Rahat” para kazanmak istiyor? Memursan tek patronun var, serbest isen bir milyon tane….Rahat mı? 🙂

Çalışmak çok güzel, ama sevdiğin şeyi yapıyorsan, aksi takdirde sadece para kazanmak için çalışmak eziyet çekmekten öteye gitmiyor.

Mentorluk eğitiminde anlatıyor; X kuşağı hedef odaklı, kuralcı, baskı altında büyümüş. Bir espri vardı, ebeveynlerinin her istediğine evet diyen, yine çocuklarına seçim yapma konusunda söz hakkı verip onlara da evet diyen arada sıkışmış bir nesiliz. Biz çocuklarımıza, ebeveynlerimizin bize davrandığı gibi “sadece komut vererek veya senin için en iyisini ben bilirim” biçiminde davranmak istemiyoruz çünkü.

Y kuşağı ise hedef ve performans kavramlarını anlamıyormuş, X kuşağı da anlatamıyormuş. X kuşağına göre Y kuşağı sadakatsiz ve maymun iştahlıymış. Ama Y kuşağına sorsan ben sadığım diyor, ama kendine uyan şeylere 🙂

Z kuşağı ise bambaşka bir donanımla gelen bir nesil, daha apolitik, X kuşağı gibi. Ayrıca bu eğitimde kuzumuzu doğru bir okula verdiğimi anladım, akademik kısmını göreceğiz, Okulun kuralları var ama tipik okul kuralları gibi değil. Öğrenciye belli bir özgürlük veriyor, elbette sınırlar var, ama kasmadan ve baskı uygulamadan.

Daha yaratıcı ve dünyayı daha farklı bir açıdan gören yeni bir nesil yetişiyor. Yaratıcılık ve X nesli denince bir duruveriyoruz halbuki değil mi? En azından kendi açımdan çok yaratıcı değilmişim gibi hissediyorum 😉

Gelelim kişisel gelişim olgusuna. İnsan önce etrafıyla sonra -aslında başından beri hep- kendiyle mücadele ediyor. “Abi ben nasıl böyle olmam, daha farklı daha iyi nasıl olabilirim?” sorusu sürekli devam ediyor. Şahsen olduğum kişi olmaktan dolayı sıkıntım yok çünkü bu aşamaya da çeşitli deneyimler ile gelmişim, seçenekleri, sonuçları görmüşüm, tercihlerimi yaşamışım ve doymuşum. Ancak şimdi yeni bir konu var; çocuk yetiştirme tarzımla, tarzımızla, etrafın tarzıyla derdim var. E bir de hem yaşım hem bulunduğum roller açısından; tek başına anne ve/veya ev hanımı olarak kategorize edemeyeceğim rollerimin evrilmesi ihtiyacı aşamasındayım.

Bir şeyler oturmuyor yerine, bir şeylerin farklı olması gerektiğini seziyorum.

Bir süredir kendime döndüm, biraz sağlık, biraz sosyal yaşamımdaki koşullar sebebiyle. Herkesle görüşmek yerine gerçekten birlikte bulunmaktan haz duyacağını hissettiğim az kişiyle seyrek görüştüm.

Biraz kişisel gelişimim adına eğitim buldum, biraz spor ve hareket arayışına girdim. Daha sakin, huzurlu, nefesi ve derin gevşemeyi dahil eden bir şeyler olsun amacıyla Yoga arayışına girdim. Bedenimi – Zihnimi- Ruhumu dengeleme ihtiyacı duyuyorum

Ardından şansa bir arkadaşla eğlencesine tenis oynamaya başladık. Önemli olan hırs değil hareket ederken gülmek eğlenmek idi….

Bu minvalde nerdeyse her günüm dolu diyebiliriz.

Neden böyle bir dönüşüm başladı, sanırım bu bir ihtiyaç, farkında olmadan başlıyor insan, bir boşluk, bir sorgulama sonucu, gittiğin yolu, patikayı değiştirme ihtiyacı duyuyorsun.

Etrafında yargılayıcı değil de kabullenici birileriyle olmak ihtiyacı. Negatif olmayan, farklı şeylerden keyif alan, alabilen, karşılıklı bir şeyler katabilecek birileri. Yeni heyecanlar da arıyorsun elbette.

7-11 Yaş eğitimi ve aile iletişimi eğitimine gidiyorum. Burada eğitime gitmek sadece birilerinden kelimesi kelimesine bilgi almak anlamına gelmiyor. Orada diğer katılımcıları dinlemek, kafandaki sorulara yanıt aramak, yaptığının doğruluğunu teyit etmek, alternatif olarak yapabileceklerini anlamak ve biraz da insanlar arası terapi oluyor. En azından görüyorsun ki sen tek değilsin, başka birileri de benzer sorunları, dönemleri yaşıyor ve neler yaptığını paylaşıyorsun.

Öyle bir dönemdeyim ki, uzun zamandır grupça birlikte görüştüğüm insanların artık farklı yönlere gittiğini fark ediyorum. Benzer olduğunu sandığım frekanslarımız farklı yönlere gitmeye başlamış, ya da baştan frekanslar hep farklıymış ama ortak konularımız olduğu için bu farkı ben fark etmemişim. Samimiyet mi kalkmış ortadan, insanlar sürekli bir suçlu mu arıyor olmuş çözemedim ama bazı durumlarda havadaki gerginliği elimle tutabileceğimi hissediyorum. Gergin ortamlardan uzaklaşmayı ya da gerginliğini hissettiğim kişiyle muhatap olmamayı tercih ediyorum.

İçe kapanma pek bana göre değil aslında, genelde sosyal bir kelebeğimdir. Kalabalık ortamlarda mutlu olurum. Ancak yaş ilerledikçe ya da bahsettiğim gibi yaş dönümlerinde belki de farklı arayışlar başlıyor insanda? Belli bir dönem bu süreçte geçirdikten sonra evden kaçmaya daha doğrusu her günümü bir şekilde doldurmaya çalıştığımı da anladım.

Bu dönemde bir mentora ihtiyacım olduğunu anlıyorum. Şimdilerde ben kendimi konumlandıramıyorum; eskiden iş kadınıydım. 9 yıldır evdeyim, çocuk büyütüyorum. Çocukla onlar sürekli evde olmasalar bile kafamda sürekli onlarla ilgili bir meşguliyet bir organizasyon hali oluyor; tıpkı akıllı telefonlarda ya da bilgisayarda arka planda açık bulunan uygulamaları gibi. Ev hanımı da diyemiyorum kendime, pek öyle bir tip değilim. Çalışmıyor olmanın garip duygusu var içimde, durumuma rağmen. Yani bu yaşta hele bu ülkede kim serbest, ya da esnek saatli olarak işe alır ki tarzı bir paradigmam var. Hoş çalışsam eve bir girdi sağlayacağım evet ama getirisi ve götürüsü nasıl olur kestiremiyorum. Bir arkadaş dün sağ olsun telkinde bulundu. İşe gidiyorsun sonra aklın evde kalıyor. Ve bunu tahmin edebiliyorum….

Çalışma konusunda küçüklüğümden beri önümde bir rol modelim vardı. Değişen koşullar altında artık değil.

Bu arada çocuk yetiştirirken hata yapmaktan korkuyoruz, esas derdimiz bu, yaptığımız her şeyin bir travma yaratacağı fikri bizi delice ürkütüyor. Sağlıklı olmayan bireyler yetiştirmekten endişeliyiz. Ne endişe ama…

Hata yapmak öğrenmenin önemli bir parçasıdır değil mi? Hatta çocuklarımıza hata yapmaktan korkmamaları gerektiğini, insanların hatalarından ders çıkardıklarını hata yaptıkça öğrendiklerini anlatmıyor muyuz?

E peki dediğimi yap yaptığımı yapma deyince ne oluyor? Bizler hata yapmaktan korkan yetişkinleriz, aslında yetişkin çocuklarız ama mantıklı yürümeye çalışıyoruz. Halbuki anneleri yönlendiren çoğunlukla anne içgüdüsüdür. Ne olduğunu somut olarak söyleyemezsiniz ama o içgüdü yeri geldiğinde tamtamlar çalar. Onu dinlemediğiniz zaman içsel olarak rahat hissetmezsiniz.

Çocuklar kafalarındakini masumane biçimde söylerler ve ben çocuklarıma bunu öğretmeye çalışıyorum. Halbuki biz yetişkinler basitçe duygularımızı söylemekten kaçınırız, kaçındıkça bastırır üstünü örteriz sonra da olmadık yerde patlarız…..

Çocuğumdan yeri geldiğinden özür dileyen bir anneyim, çocuğum da özür dilemeyi öğreniyor. Ama bizim kültürde bırak özür dilemeyi, birbirimize sevdiğimizi söylemek bile manevi olarak çok ağır/ pahalı olmalı ki kolayca söyleyemiyoruz. Korkularımızdan kaçıyoruz, yüzleşmiyoruz. Ve sağlıklı bireyler yetiştirmeye çalışıyoruz.

Biz sağlıklı mıyız ki onları sağlıklı yetiştirebilelim?

Ya da güçlü olmak mı bu? Güçlü olmak duygularımızın üstünü örtmek mi?

Kendimizi açınca zayıf gözükmekten korkuyoruz, başkalarının yargılarından korkuyoruz. Soru sormaktan çekiniyoruz, soru sorunca yargılanıyoruz.

Başkalarının ne düşündüğünü çok önemsiyoruz.

Bir yandan bir yere ait olmayı çok istiyoruz, ama bundan bile korkuyoruz çünkü aidiyet sorumluluk getirir.

Aile içinde bile bu böyle, geleneklerden bahsetmiyorum, gelenekler güzeldir ama ben sadece sevgiyle birlikte olabilmekten bahsediyorum. Bayramlar olmasa yıllarca görüşemeyeceğim aile fertlerim var. Sen adım atmazsan büyük/ küçük fark etmiyor, kimse adım atmıyor.

Birlikte olabilmek, güzel duyguları paylaşabilmek çok az insanın tasarrufuna indirgenmiş.

Mutlu olmak için illa güzel bir kıyafetin, çok paran, marka bilmem neyin ya da çok zengin dostların filan olması gerekmiyor. Mutluluk insanın içindedir. İnsan kendi fırsatını kendini yaratır, yaratabilmelidir.

Reklamlar

Yorumlar»

No comments yet — be the first.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: